Kilonuz hakkında bilmeniz gereken 10 şey

“Az ye, çok hareket et, sağlıklı beslen”…..ağza takılan o sinir bozucu şarkı gibi. Söylemesi kolay, yapması zor. Hele yılların biriktirdiği alışkanlıkları değiştirmek bir gecede olacak şey değil. Bu yüzden değişimleri küçük parçalara bölüp, günlere yaymak daha makul.
Davranış bilimlerinde yaygın bir görüş vardır. Herhangi bir alışkanlığı değiştirmek ya da yeni bir alışkanlık geliştirmek, 21 gün boyunca kesintisiz olarak ortaya koyacağınız değişime bağlıdır. Bir kere bu sınırı aştıysanız, büyük ihtimalle başarıya ulaştınız demektir. 21 rakamını özel kılan şey, insan beyninin tekrarlanan davranış ya da düşüncelere göre kendini yeniden düzenleme kabiliyetinden kaynaklanıyor. Yani bir nevi “adaptasyon” tekniği…Çok tekrarlanan şey, zamanla otomatik olur.
Taş devri diyeti, lahana çorbası diyeti, altın çilek hapı, akai mucizesi hakkında pek çok şey biliyor olabilirsiniz ama bir de aşağıdakiler hakkında kendinizi sınayın.
“Kilonuz hakkında bilmeniz gereken 10 şey”:

1- Herkes farklı sayıda yağ hücresiyle dünyaya gelir, ve yağ hücrelerinin sayısını azaltmanın yolu yoktur.

Kilo alsanız ya da verseniz de, vücudunuzdaki yağ hücrelerinin sayısı değişmez. Kilo aldığınızda, yağ hücrelerinin sayısı aynı kalmasına rağmen, hücrelerin büyüklüğü değişir. Obezite durumunda yağ hücreleri ciddi anlamda büyüklüğe ulaşabilir. Kilo verdiğinizde, yağ hücrelerinin sayısı değişmez ancak, hücreler küçülmeye başlar. Sönmeye başlayan balon gibi.:)

Yağ hücrelerinin sayısı çocukken (yaklaşık 2 yaşından itibaren) artmaya başlayarak, yetişkinliğe kadar devam eder. Yetişkinliğe ulaştıktan sonra alacağınız kilolar, yağ hücrelerinin büyümesi yani şişmesi nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle çocukken oluşturulan yeme alışkanlıkları, tüm hayat boyunca devam edebilir.

Çok miktarda yağ hücresine sahip olmak daha fazla kilo problemi yaşama olasılığına işaret etse de, yapılan araştırmalar çok sayıda yağ hücresine sahip olmanın obeziteyle ilintili kronik hastalıklara yakalanma riskini düşürdüğünü ortaya koyuyor. Yani az sayıda yağ hücresinin gereğinden fazla büyümesi sonucu ortaya çıkan obezite, sağlık açısından çok daha sakıncalı.

2- Yağ hücrelerinizin sayısını değiştiremeseniz de, metabolizmanızı değiştirebilirsiniz.

Genel kanının aksine, vücutlarında fazla kilo taşıyan kişilerin metabolizması daha hızlı çalışır, çünkü ağırlık arttıkça vücut sistemlerini yürütmek daha fazla enerji gerektirir. Ancak, zayıf insanlarla kilolu insanlar arasındaki fark, zayıf insanların enerji metabolizmalarının daha verimli olmasıdır.

Metabolizma hızının genetik bağlantısı olmakla beraber, bu hızı arttırmanın en etkili yolu fiziksel aktiviteyi arttırmaktır. Kas hücrelerinin metabolizma hızı, yağ hücrelerine oranla 3 katı daha fazladır. Yani vücudunuzda ne kadar fazla kas hücresi varsa, metabolizmanız o kadar hızlı çalışıyor demektir.

Metabolizma hızı yaşa göre de değişir. Yaşlandıkça azalan metabolizma hızı nedeniyle, vücudun yağ tutma kabiliyeti artar.

Her kilo vermeye çalışan kişi bilir ki, belli bir süreden sonra kilo vermede zorluklar çekilmeye başlanır. Bunun nedeni, azalan kalori alımı sonrasında vücut sistemlerinin aynı işlemleri daha az miktarda enerjiyle yapmaya alışmasıdır. Aşırı oranda düşük kalorili rejimler bu nedenle uzun vadede işe yaramaz, çünkü kaloriyi her azaltışınızda, metabolizma oranı o kadar yavaşlar. Bu tür diyetlerin, bu nedenle mutlaka sporla desteklenmesi gerekir.

Spor dışında metabolizmayı hızlandıran belli başlı besin grupları da var. Örneğin, yeşil ve siyah çay, acı biber, koyu yeşil yapraklı sebzeler (dereotu), yoğurt vs.

3- Stress kilo aldırır.

Bu durum şu anda kimsenin hoşuna gitmese de, stresin kilo alımına neden olması atalarımız için çok önemli bir avantaj idi. Stres yaratan durumlarda (açlık, kıtlık, yırtıcı hayvan tehlikesi vs) salgılanan stres hormonları vücutlarının hızla yağ depolamasına neden olarak, ihtiyaçları olduğu zamanlarda bu depoları kullanmalarını sağladı. Zamanımızda stresin tanımı ve doğası değişmesine rağmen, fizyolojik gerçekler değişmediği için fazla kilolar başımıza bela olmaya başladı.

Her ne kadar hayatımızdan stres gerçeğini çıkaramasak bile, beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek, stresin yağa dönüşmesini engelleyebiliriz. Örneğin, stres zamanlarında karbonhidratlı besinler tüketmeye son verirseniz, stres hormonlarının daha az salgılanmasına yardımcı olmuş olursunuz. Ama tabi kimse şunu açıklayamıyor: Stresli zamanlarda nutella kavanozunun dibini görmek neden mutluluk veriyor.🙂 Bunun nedeni, çikolatanın yatıştırıcı etkisinden kaynaklanıyor olabilir.

4- Annenin doğum sırasındaki kilosu, çocuğun yetişkinlik hayatındaki kilosunu belirliyor.

Yapılan araştırmalar, hamilelikte fazla kilo alan hamile kadınların kanlarında yüksek oranda glukoz (şekerin en basit hali) ve serbest yağ asitleri dolaşmasından dolayı, bebeğin beyninde “iştahı kontrol eden merkezlerin” az gelişmesi riskini arttığını gösteriyor. Bu da ileri yaşlarda kilo almaya yüksek yatkınlık demek.

5- Yetersiz ve düzensiz uyku alışkanlığı, kilo alımını çok daha kolaylaştırıyor.

Yetersiz uyku durumu, vücudun hormon düzenini altüst ederek, açlık hormonunun aşırı çalışmasına, tokluk hormonunun da yetersiz salgılanmasına neden olur. İnsan büyüme hormonu olan HGH hormonu, düzensiz uyku durumunda daha az salgılandığından, yağ hücrelerinin parçalanarak enerji için kullanımı sekteye uğrar. Yani “yata yata zayıflamanın” ardında bir gerçek var.🙂

6- Obezite, evlilikte ve yakın sosyal ilişkilerde bulaşıcıdır.

Evli çiftlerin kiloları üzerinde yapılan istatiksel araştırmalar, çiftlerin beraber kilo aldığını gösteriyor. Bu durumun istisnaları şüphesiz bulunmakla beraber, genel olarak yakın ilişki içerisinde bulunduğumuz kişilerin beslenmeye karşı olan eğilimleri, tutumları ve yeme alışkanlıkları, kişinin tartı ibresine yansıyor. Kilo verdikten sonra o kiloyu muhafaza edememenin zorluğu da burdan kaynaklanıyor. Siz tavuklu salatayla sofraya otururken, yanınızdaki insan ekmekleri börekleri götürüyorsa…ortada ciddi bir sorun var demektir.

7- Şekerli besinler, beyinde uyuşturucu ve alkolün yarattığı bağımlılığa benzer etkiler yaratır.

Bunun nedeni, şekerli besinlerin beynin mutluluk merkezi de denilen “dopamin” merkezlerini uyarmasıdır. Obez olan kişilerde dopamin merkezleri daha yavaş çalıştığından, aynı miktarda “mutluluğa” ulaşmak için bu kişiler daha fazla şeker tüketmeye yatkın olurlar. Bu da gereğinden fazla kalorinin vücutta depolanması sonucunu doğurur.

8- Dildeki “tat duyusundaki kayıp” ekstra kalori alımına ve de zamanla obeziteye neden olabilir.

Son yıllarda obezite üzerine yapılan araştırmalar, obez kişilerin tat alma duyularının normal kiloda olan insanlara oranla daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun 2 nedeni olabilir. Çocuklukta sıklıkla “kulak enfeksiyonu” yaşayan kişiler, tat alma duyusuna giden sinir uçlarında hasar oluşması nedeniyle, şekerli tatlara karşı daha az hassas olabilirler. Bu durumda, şekerli besinleri daha yüksek miktarlarda almaya eğilimli olabilirler. İkinci neden de, insan dilinin gereğinden fazla sıklıkla şeker molekülüne maruz kalması dolayısıyla, zamanla şekere karşı olan hassasiyetini yitirmesi olabilir. Ancak bu durum tersine çevrilebilir. Örneğin çayınızı ya da kahvenizi bir süre (1 – 2 hafta) az şekerli içmeyi deneyin. Deneyin sonunda, eski şeker miktarına geri döndüğünüzde çay ya da kahvenizi gereğinden fazla şekerli bulacaksınız.

9- Pek çok taze meyva ve sebzede bulunan “antioksidan maddeler”, aynı zamanda yağ düşmanıdırlar.

Serbest radikal denilen moleküller, hızlı yaşlanmanın yanısıra fazla kilolara da neden olurlar. Bu moleküller, dengesiz moleküler yapıları nedeniyle, bulundukları dokulardaki hücrelerin yapısını değiştirerek, normal hücre fonksiyonlarının sekteye uğramasına neden olurlar. Bu durum, özellikle iştah merkezini kontrol eden hücreler sözkonusu olduğunda önem arzediyor. Zamanla bu merkezdeki hücreler hassasiyetlerini yitirdiklerinde, “yemeyi durdurma” sinyali daha geç beyne ulaşıyor. Bu durumu önlemenin 2 yolu var.

Karbonhidratlı, şekerli ve yüksek oranda işlemden geçmiş besinlerin tüketimini sınırlayarak, serbest radikal oluşumunu önlemek. Ve de serbest radikalleri temizlemekle görevli antioksidan moleküller içeren besinleri çokça tüketmek. (koyu yeşil-kırmızı-portakal renkli meyva ve sebzeler)

10- Kilolu olmak dünyanın sonu değil. Fazla kilolu olduğu halde “fit” ve sağlıklı olan bir sürü insan var.

Kan tahlilleriniz (kolesterol, şeker, kan basıncı) normal çıkıyorsa, ekstra kilolarınız konusunda gereğinden fazla endişelenmeyin. Toplumda gereğinden fazla kredi gören “zayıflık” modeli, kişilerin makul olmayan kilolar hedefleyerek, tehlikeli beslenme alışkanlıkları oluşturmalarına neden oluyor.

“Sağlıklı kilo” fizyolojik gerçekler üzerine dayalıdır. Beslenme bilimi o kadar yeni bir bilim dalı ki, şu ana kadar bu gerçeklerin henüz çok küçük bir kısmını keşfedebildi. Bu nedenle medyadan, internetten ya da yakın çevrenizdeki arkadaşınızdan ayaküstü duyduğunuz her şeye inanarak kafanızda gerçekçi olmayan hedefler ve beklentiler oluşturmayın. Mutluluğa giden yol yalnızca sırım gibi olmaktan geçmiyor…

Leave a comment

Filed under obezite

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s