Vücut Feneriniz Yanıyor mu?

İnsan vücudu kelimenin tam anlamıyla “ışık saçıyor”. Araştırma sonucuna göre, bu ışığın frekansı insan gözünün tespit edebileceği frekansın 100,000’de biri. Yani çıplak gözle görmemiz mümkün değil. Bu durum sadece insan vücuduna dair değil tabiki. Yaşayan her canlı, frekansı değişse de etrafa sürekli ışık yayıyor.

Bu durumu gözlemlemek için, Japon bilim adamları son derece hassas kameralar kullanarak 5 sağlıklı kişinin bedenini tamamen karanlık bir odada gözlemlediler. Sonuçlara göre, vücut ışığı gün içinde değişik frekanslarda azalıp artmakta. Örneğin sabah saat 10’da bu ışık en düşük seviyesindeyken, akşam üstü saat 4 civarında en yüksek frekansa ulaşıyor. Bu durumda vücudun yaydığı ışığın, metabolik ritme göre azalıp arttığını söylebiliriz. Yüzün vücudun geri kalanından daha fazla ışık yaymasını da, yüzümüzün gün boyunca daha fazla gün ışığına maruz kalmasıyla açıklayabiliriz.

Geleneksel Uzakdoğu felsefesi ve alternatif tıp biliminde “hayat enerjisi ya da aura” üzerine yazılmış pek çok kitapta da bu olgudan bahsedilir. Görünen o ki, modern tıp eskilerin keşfettiği gerçeklerle daha yeni yeni tanışıyor…

Günümüzde tıp bilim dünyasında sağlam adımlarla yükselişe geçen yeni anlayışa göre, “iyileşme” kimyasal reaksiyonlardan ziyade fiziksel olgulara dayanıyor. Bizde henüz resmi tanımı bile olmayan, ancak batı dünyasında “Naturopath” olarak adlandırılan, doğal yöntemlerle hastalıkları iyileştirmeyi gaye edinen sağlık uzmanları yaygın olarak bu yaklaşımı kullanırlar. Bu sağlık uzmanlarına göre, insan vücudu dokular, kan damarları ve organların toplamının yanısıra, “Chi” denilen hayat enerjisinden oluşur. Bu enerji, vücutta “meridyen” denilen belli kanallar aracılığıyla taşınır. Bu meridyen noktaları fiziksel olarak, masaj yoluyla uyarıldığında bu noktalardan geçen enerji akımı düzenlenir. Bu da, iç organların işlevlerini etkiler. Akapunktur da aynı temele dayanır. Modern tıpta henüz kabul görmemesine rağmen, “enerji tıbbı” meridyen bölgelerine uygulanan yöntemlerle pek çok hastalığın belirtilerini hafifletiyor.

Vücudun yaydığı düşük frekanslı ışığın, hassas kameralar ile tespit edilmesi yöntemiyle pek çok hastalığın daha oluşum aşamasında gözlemlenebileceğine inanılıyor. Japonya’nın Kyoto Üniversitesinde bu konuda araştırmalar yapan Dr. Hitoshi Okamura, vücut yüzeyinde beliren ışığın incelenmesi sayesinde tüm vücudun kondisyonu hakkında genel fikire varılabileceğini belirtiyor.

“Elektrodermal tarama” adı verilen yöntemle, deri tabakasının üzerinden geçen elektrik akımı ölçülerek, vücudun enerji yayılımı ve dengesi hakkında fikir ediliniyor. Eğer meridyen noktalarında dengesizlik görülürse, masaj terapisi ve bitkisel ilaç tedavisi yoluyla vücut normal dengesine geri getiriliyor.

Modern tıbbın ağır olarak ilaç tedavisine dayanması nedeniyle, günümüzde pek çok insan kendini doğal yöntemlerin ellerine teslim etmeyi çare olarak görmeye başlıyor. Bu nedenle, alternatif Çin Tıp biliminde ihtisas yapan doktorların sayısı gün geçtikçe artmakta.

“Vücut Feneri…Biyofoton Alan”

1974 yılında Dr. Fritz-Albert Popp tarafından varlığı kanıtlanan “biyofoton alan” teorisine göre, insan sağlığı vücudun içinde gerçekleşenlerin yanısıra, vücudu çevreleyen enerji alanına da bağlıdır. Biyofoton alan adı verilen bu enerji alanını, vücutta gerçekleşen her türlü işlemi kaydeden ve de biyolojik işlemleri kontrol eden süper bilgisayar programı olarak da düşünebiliriz.  İnsan vücudundaki her hücrede, her saniye 100,000 ‘in üstüne biyokimyasal işlemin gerçekleştiğini düşündüğümüzde, bu işlemleri organize eden ana kontrol merkezinin varlığı öğrenmek çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Biyofoton Alan insan sağlığını ne şekilde düzenler?

Dr.Popp’un varlığını kanıtladığı biyofotonlar, insan DNA’sından kaynaklanmakta ve lazer ışığı benzeri bir yapı taşımakta.

Vücuttaki tüm hücrelerin içinde bulunan DNA sarmalı, birkaç milyar hertz frekansında sürekli titreşim halindedir.( Ne yazıkki, bu frekans düzeyi cep telefonlarının yaydığı frekans düzeyiyle aynı seviyede). Sarmal şeklinde olan DNA zinciri, her saniyede birkaç milyar defa uzayıp kısarak sürekli titreşim yaratır. Titreşimin her aşamasında 1 ışık parçacığı dışarı salınır. Buna 1 biyofoton adı veriliyor.

1 biyofoton, DNA zincirinde o anda gerçekleşen tüm bilgileri hafızada tutar. Tek bir biyofoton, 4 megabyte’dan daha fazla miktarda bilgiyi taşıma kapasitesine sahiptir. DNA sarmalından sürekli dışarı salınan her biyofoton, birbirleriyle sürekli bilgi alışverişi halindedir. Biyofotonlar arasındaki bu bilgi alışverişi, vücuttaki her enzimin ve hücrenin işleyişini kontrol eder. (Sanki başka bir dünyadan haber veriyor gibiyim değil mi? Ne kadar muazzam bir yapının üstünde oturduğumuzun farkında bile değiliz…)

Çiğ besinler=Yaşayan besinler

Biyofoton araştırmaları, çiğ sebze-meyva tüketiminin sağlık için neden elzem olduğuna dair açıklık getiriyor…

Hepimizin bildiği gibi, pek çok yaşam formu varlığını güneş enerjisine borçlu. Güneş ışığı olmadan, vücudumuz için elzem olan D vitamini ihtiyacını karşılamamız mümkün değil . D vitaminin, en az 2000-3000 gen üzerinde etkisi olduğunu düşündüğümüzde, D vitamini eksikliğinin çok ciddi hasarlara yol açacağını kestirmek çok güç olmasa gerek.

Güneşten aldığımız ışık enerjisi ne kadar fazla olursa, vücudumuzu saran elektromanyetik alan  da o kadar geniş oluyor. Bu da, iyileşme sürecinin kısaltılmasında ve optimum sağlığın korunmasında önemli bir etken. Bu alanı, vücudunuzu hastalıklara karşı koruyan kalkan olarak da düşünebilirsiniz. Taze meyva ve sebzeler de, güneş enerjisini depolamaları nedeniyle bu kalkanın güçlendirilmesinde bize yardım ederler. Bu nedenle dalında, güneşte olgunlaşmış meyva ve sebze tüketimi son derece önem arzediyor.

Kötü haber …

Market reyonunda gördüğünüz kırmızı domateslerin, daha yeşil renkte olgunlaşmamış haldeyken dalından koparılıp, taşıma işi bittikten sonra “etilen gazı” verilerek kırmızı hale getirildiğini hatırlatmak isterim…Domates gibi, pek çok sebze ve meyva da, olgunlaşmamış haldeyken tarlalardan toplanıp, sonradan etilen gazı verilmek suretiyle tüketicinin önüne sunuluyor. Bu durumda, tükettiğimiz pek çok besin maddesinin güneş enerjisinden yoksun olduğunu kestirmek zor değil. Ne yapsak acaba…balkonları seraya mı çevirsek?

Leave a comment

Filed under mucizevi besinler, vitamin/mineraller

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s