Tat Duyusu ve Şişmanlık İlişkisi

Obez fareler üzerinde yapılan deney sonuçlarına göre, obezite farelerin şekerli besinlere karşı olan tat alma duyularını zaman içinde körelterek, farelerin daha çok miktarda ve daha şekerli besin tüketmelerine yol açıyor. Bu da vücut ağırlığıyla tat alma duyusu arasında bir bağlantı olabileceğini gösteriyor.

İnsanlar üzerinde yapılan deneyler, obez kişilerin şekerli tatlara karşı daha az hassas olduğunu, yani bu kişilerin tat alma duyularındaki azalma nedeniyle özellikle şekerli besinleri daha fazla miktarda tüketmeye eğilimli olduklarını gösteriyor.

Tat alma becerisi üzerinde yapılan deneyler, dildeki hassas tat alma dokusuna sahip olmanın insanları daha yüksek oranda ideal kiloda tutmada başarılı olabileceğini gösteriyor. Bunun nedeninin, tat alma duyusu gelişmiş kişilerin sağlıklı besinler olan sebze ve meyvalardan daha fazla haz almaları, dolayısıyla çok şekerli ve yağlı besinleri tüketmeye daha az eğilimli olmaları olduğu düşünülüyor. Ama tabiki herşeyde olduğu gibi, bunun da istisnaları olduğunu düşünüyorum. Nice incecik insanlar var ki, dünyanın ekmeğini ve şekerini götürseler de tartının ibresini oynatamıyorlar. Bu insanların metabolik saati bir şekilde farklı çalışıyor…

Bu arada…tat alma duyunuzu keskinleştirmek istiyorsanız, size bir tavsiyem var. Dişlerinizi fırçalarken, dilinizi de fırçalayın. Bu şekilde dil üstündeki bakterilerden kurtulmakla kalmaz, aynı zamanda daha keskin bir tat ve koku duyusuna da sahip olursunuz. Şahsen denedim, çok işe yarıyor! O kadar işe yarıyor ki, şimdi yiyeceklerdeki yapay katkı maddelerinin tadını bile ayırtedebiliyorum:)

Tat duyusundaki azalmanın, obezite ya da aşırı yemek dışında nedenleri de var. Sorun hormonal da olabilir. Nasıl mı?

Yağ hücrelerinin salgıladığı “iştah kapama hormonu leptin“, dildeki tat hücreleri üzerinde bastırıcı etki göstererek, yiyecek alımını sınırlar. (Yani en azından teoride böyle olması gerekir:)) Bazı insanlarda görülen (çoğunlukla kilolu kişilerde) “leptin hormonu eksikliğinin” ya da “vücut hücrelerinin leptin hormonuna rezistans göstermesinin“, tat alma duyusunda eksikliğe neden olabileceği düşünülüyor.

İnsan ve hayvanlar üzerinde yapılan deneyler de bunu destekler nitelikte. Leptin hormon eksikliği olan kişilerde ya da leptine rezistans geliştiren kişilerde sıklıkla obezite problemi görülüyor.

Peki leptin hormonunda düzensizliklere yol açan şey nedir?

Şeker ve nişastalı yiyeceklerden oluşan bir diyetle beslenildiğinde, şeker molekülleri yağa çevrilerek yağ depolarına gönderilir. Yağ hücreleri de leptin hormonu salgılayarak, mideye ve de beyne “yemeye son verilmesi” yönünde sinyal verir. Eğer yeme şekli uzun süre değişmezse, bir zaman sonra vücut hücreleri leptin hormonuna olan hassasiyetlerini kaybederler.  Bu da, yağ hücrelerinin gittikçe daha fazla leptin hormonu salgılamasına neden olur. Durum aynı, kulakları az duyan biriyle konuşurken sesinizi yükseltmenize benzer. Muhabbet çok iç açıcı olmayacağından, bir zaman sonra bu kişiden uzaklaşmaya başlarsınız. Aynı şekilde, hücreler kendini yeterince duyamadığı için, leptin üretimi zaman içinde azalır. Bu da gereğinden fazla besin tüketimine ve de obeziteye yol açar. İyi haber: bu durum kader değildir.

Leptin hormon seviyeleri tekrar düzene sokulabilir.

Şekerli ve nişastalı besinleri azaltarak ve de yararlı yağ tüketimini arttırarak. Özellikle fındık, badem ve ceviz içerdikleri omega-3 yağ asitleri nedeniyle yağ metabolizmasını harekete geçirirler. Ancak 1-2 haftada sonuç beklemeyin. Yılların birikimiyle gelen hasarları ışık hızıyla düzeltemezsiniz. Ama her gün istikrarlı bir şekilde yapacağınız küçük bir değişiklik, size fazlasıyla geri dönecektir.

Tat duyusunu geri kazanmanın en etkili yollarından biri de yavaş ve küçük lokmalarla yemek yemektir. Ayaküstü yemek yeme alışkanlığının en kötü tarafı, beyinle ağız arasındaki iletişimin yok olmasıdır. Amerika kıtasında fast food kültürüne karşı geliştirilen slow food -“yavaş yiyecek” hareketi de tam olarak bunu hedefliyor. Yavaş yeme fikrine inananların genel düşünce tarzı, kişiyle besinler arasındaki ilişkiyi tekrar sağlamlaştırmak. Bunun yolu da, televizyon karşısında, bilgisayar önünde, ayaküstü sohbet arasında yemek yememek!

Leave a comment

Filed under hormonlar, obezite, şeker ve fruktoz

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s