Karnım Tokken Neden Aklımda Hala O Kek Dilimi Var?

Fiziksel açlığın, yemek yeme dürtüsünü tetiklediği herkesin kabul ettiği yaygın bir düşünce. Mide boş olduğunda salgılanan “açlık hormonu ghrelin” sayesinde yemek yeme arayışına girmemiz doğal. Ancak son araştırma sonuçları gösteriyor ki, ghrelin hormonu biz aç olmasak da, yemeğin üstüne favori yiyecekleri yemeye teşvik edebilir. Bu da, yemek üstüne yenen tatlıları açıklıyor:) Yani sorunun nefsi idare edememekten ziyade, açlık hormonunun ekstra çalışmasından kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Ancak ben bu durumun, zihin kontrolüyle çözülebileceğine inanıyorum. Ne de olsa basit komutla çalışan robotlardan bir farkımız var!

Açlık hormonu olan ghrelin’in tokluk durumunda çalışmasının, alkol ve kokain bağımlılığında ortaya çıkan duruma eşdeğer olduğu düşünülüyor. Özellikle şeker tüketiminin, beyinde kokainden daha güçlü bir bağımlılık yarattığını hatırladığımızda bu düşünce makul görünüyor.

Midemiz ağzına kadar dolu olduğu halde, neden yemek yemeye devam etmek isteriz? Milyon dolarlık soru bu işte…Eğer bu sorunun basit bir cevabı olsaydı, seve seve sizinle paylaşırdım, ancak gerçek şu ki, insanlar pek çok nedenlerden ötürü gereğinden fazla yiyorlar. Benim çay ya da kahvenin yanında mutlaka kek yemek zorunda olmam gibi:) Ghrelin hormonunun aşırı ya da zamansız salgılanması buna bir neden olabilir. İşin ilginç tarafı, bu hormon sadece mide tarafından değil, bağırsaklar ve de böbrekler tarafından da salgılanıyor. Şaka gibi…sanki vücut bizi sürekli gereğinden fazla yemeye programlıyormuş gibi…:(

Yapılan deneylerde de, dışardan ghrelin hormonu verilen kişilerin, normalin çok üstünde yemek yedikleri, tok olsalar da yemeye devam ettikleri görülmüş.

Peki açlık hormon seviyelerini belirleyen şey nedir?

Yaşam stili, açlık hormonu ghrelin seviyelerini etkileyen faktörlerin başında geliyor. Örneğin, kronik uykusuzluğun aşırı ghrelin salgılanmasına neden olduğu bilinen bir gerçek. Bu da, gece geç saate kadar oturmanın ve de az uykuyla ayakta durmanın neden kilo almayı hızlandırdığını açıklıyor.

İnsülin hormonu seviyesi ile ghrelin hormonu seviyesi arasında da bir ilişki bulunuyor. Yapılan bir deneyde, dışardan insülin hormonu verilen kişilerin kanındaki ghrelin hormon seviyeleri hızla düştü. İnsülin takviyesi sona erdiğinde ise ghrelin hormon seviyeleri normale döndü. İnsülin hormonu, yemeklerden hemen sonra yükselen kandaki şekeri düşürmek için çalışır. Böyle bir durumda ghrelin hormonunun azalması çok normal çünkü, ghrelin hormonu salgılanması kan şekerinin yükselmesine yol açar. Vücudun iki önemli hormon sisteminin birbirleriyle savaşması düşünülemez.

İnsülin hormonunun, tokluk hormonu olan “leptin” hormonu seviyelerini arttırdığını da düşündüğümüzde, insülin hormonunun iştahı kontrol etmekte ne kadar önemli rol oynadığını anlarız. Örneğin, şekerli bir şeyler yediğimizde vücudumuzda tam olarak aşağıdaki işlemler gerçekleşir:

  1. Tatlı bir şeyler yemeyi düşünürsünüz ve daha yemeye başlamadan, insülin hormonu salgılanmaya başlar. (Savaşa hazırlanan harekat gücü gibi…)
  2. Tatlıyı yerken, daha da çok insülin salgılanır.
  3. Açlık hormonu olan ghrelin salgılanması azalır.(Daha fazla yemeyi önlemek için)
  4. Tokluk hormonu olan leptin salgılanması artar.(Yemenin sona erdirilmesi için)
  5. Kan şekeri düşmeye başlar.

Tüm bunlardan çıkarılacak genel sonuç; vücut sistemleri tam olarak ne zaman yemeye son verilmesi gerektiğini bilir.

Ancak…şekerin kuzeni fruktoz (meyva şekeri), yukarıdaki normal hormon sıralamasını sekteye uğratır. Şekerin aksine fruktoz, açlık hormonu seviyelerini azaltmadığı gibi, tokluk hormonunun beyindeki etkisini engeller. Sonuç olarak, tükettiğiniz her 100 gram fruktozun 40 gramı yağa çevrilirken, 100 gram şekerin ancak 20 gramı yağa dönüştürülür. Taze meyvalardan alacağınız fruktozla bu miktara yaklaşamazsınız ancak, içtiğiniz her meyva suyu ve kolalı içeceğe, ambalajlanmış her unlu mamüle konulan mısırdan elde edilen “fruktoz şurubu” size ciddi anlamda soruna yol açar.

Bilim dünyası fruktozun obezite üzerindeki olumsuz etkilerini o kadar açık bir şekilde ortaya koydu ki, bilinçlenen tüketicilerin artması nedeniyle, Amerika kıtasında artık hazır yiyecek-içecek üreticileri fruktoz şurubunu ürünlerinden çıkarmanın yollarını arıyorlar.

Kontrolsüz yemenin tek nedeni hormonlar değil kuşkusuz…

Stres, asabiyet, üzüntü gibi her türlü negatif duyguyu bastırmak için, gereğinden fazla yemeye eğilimli olduğumuz bir gerçek. Bunun yanında büyük porsiyonların, açık büfe yemeklerin ve yiyeceklere kolay ulaşımın (dolaptaki bisküviler ve çikolatalar…) normalin üstünde insanları yemeye teşvik ettiği bir gerçek.

Yani, dönüp dolaşı yine aynı noktaya geliyoruz. Yiyip yiyip de duramamanın nedeni hormonal olsa bile, günlük hayatta yaptığınız her bilinçli seçimle gidişatı durdurmanız mümkün. Beslenme şeklinde değişiklik yapıp, o değişikliği alışkanlığa dönüştürmek sadece 21 gün alacaktır. Ama bu, 21 gün süren bir rejim programına benzemez. Değişikliklerin normal hayat programı içinde gerçekleşmesi gerekir. Zayıflamak için 40 gün lahana çorbası içseniz bile, 41. günde tekrar içmek istemezsiniz, çünkü kimse lahana çorbası içerek yaşayamaz. Ama sofrada kola-meyva suyu içmek yerine su içmek mümkün. Bir daha marketten eve bunları getirmezsiniz olur biter…

1 Comment

Filed under hormonlar, obezite, şeker ve fruktoz

One response to “Karnım Tokken Neden Aklımda Hala O Kek Dilimi Var?

  1. Tıp fakültesi 4. sınıf öğrencisi olarak fizyolojiyle tamamen paralel ve halk dilinde yazılmış bu yazı için teşekkür etmemek yazara saygısızlık olurdu. Çok teşekkürler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s