Şeker ve Kokainin Ortak Noktası Nedir?

Günümüzde pek çok insanın şeker ve yağ içeren besinlere karşı bağımlılık geliştirmesinin nörolojik anlamda iyi nedenleri var. Son yıllarda beyin üzerinde yapılan araştırma sonuçları gösteriyor ki, sorun sadece “nefsi kontrol edememede” yatmıyor…

Sorun, beynin bazı uyarıcı maddelere nasıl cevap verdiğinde yatıyor. Görünen o ki, alkol ve uyuşturucu gibi, şeker ve yağ ikilisi beynin “haz merkezi” olan dopamin merkezini harekete geçiriyor. Trilyon dolarlık hazır yiyecek endüstrisi de, şeker-yağ-tuz kombinasyonunun envai çeşitlerini kullanarak insan beyninin bu zaafiyetini paraya çeviriyorlar.

Amerika kıtasında “junk food” deyince herkesin aklına patates cipsleri, şekerlemeler, donutlar, çikolatalar vs. gelir. Türkçe’de “abur cubur” olarak da tanımlayabileceğimiz bu besinler, “kalorisi çok ama besin değeri yok” sınıfına girerler. Kayda değer miktarda enerji içermelerine rağmen, vitamin ve mineral açısından neredeyse hiçbir değerleri yoktur.

Sorun bu tür yiyeceklerin besin değerinin olmamasından ziyade, insanoğlunun bulunabileceği her yerde mutlaka junk food bulunabilmesinden kaynaklanıyor. Her hastanede, okul kafeteryasında, gideceğiniz en uçsuz bucaksız yerde bile kolaylıkla ambalajlanmış yiyecek ve içecek bulabilirsiniz. İnsanoğlu, evrim sürecinin hiçbir aşamasında bu kadar çok kaloriye bu kadar kolay ulaşma ayrıcalığına sahip olmadı. Sorun da burda ortaya çıkıyor. İnsan beyni yeterli miktarda şekerli-yağlı-tuzlu besinlere maruz kaldığında, “nefsi idare etme” kabiliyeti gittikçe azalıyor. Alkol bağımlısının içmekten vazgeçememesi gibi, küçük yaştan itibaren yüksek oranda şeker-yağ-tuza alışan insan beyni sürekli benzer yiyecekleri arıyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlıları bu konuda biraz daha şanslılar, çünkü alkol ve uyuşturucuya ulaşmak junk yiyeceklere ulaşmaktan çok daha zor…

Peki beynimize neden hakim olamıyoruz?

Labaratuvar fareleri üzerinde yapılan bir deney, bu soruya biraz açıklık getiriyor. % 25 oranında şeker içeren bir diyetle beslenmeye alıştırılan fareler, şeker diyetten çıkarıldıktan sonra madde bağımlılarının gösterdikleri belirtileri göstermeye başladılar. Üstüne üstlük, su-kokain ve şeker üçlüsüyle tanıştırılan farelerin % 94 ‘ü şekeri tercih etti. Kokain bile şekerin yanına yaklaşamıyor!

Sorun bağımlı olmakla da bitmiyor. Şeker tüketimi genlerimiz üzerinde değişiklikler yaratıyor.

Her şekerli besin tüketiminden yaklaşık 2 hafta boyunca, kalp sağlığı ve şeker hastalığına karşı koruma sağlamaktan sorumlu genetik şifre saf dışı kalıyor. Beslenme şekli değişmediği takdirde, DNA’nın yapısında kalıcı değişiklikler oluşmaya başlıyor. Bu da şunu gösteriyor ki, genetik şifreyi miras almış olsak bile, beslenme şeklimizle genlerin yapısını değiştirmemiz mümkün. Brokolideki “isothiocyanate” maddesinin, tümör oluşumunu önleyen yüzlerce genetik değişime neden olduğunu düşündüğümüzde, sağlıklı bir yaşam için değiştirebileceğimiz pek çok şeyin olduğunu görebiliriz.

Leave a comment

Filed under obezite, şeker ve fruktoz

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s