Şişmanlık Virüsü ” Ad-36 “

Bilim adamları, yaygın bir virüs enfeksiyonu ile obezite arasında bir bağlantı olabileceğini düşünüyorlar. Solunum yolları enfeksiyonuna yol açan “Adenovirus-36 (Ad-36)” virüsünün,  kök hücrelerini yağ hücrelerine çevirmek suretiyle, vücudun daha fazla yağ depolamasına neden olduğu tahmin ediliyor.

Yapılan bir araştırmada, obez kişilerin % 30’unun, normal kilodaki kişilerin ise % 11’inin bu virüsü taşıdığı belirlendi. Ad-36 virüsünün nasıl obeziteye yol açtığı tam olarak belirlenemese de, virüsteki “E4Orfl genetik şifrenin” obeziteyle yakın ilişkisi olduğu düşünülüyor.  Şimdilerde araştırmacılar neden bazı insanların bu virüse sahip oldukları halde normal kiloda kalabildiklerini anlamaya çalışıyorlar. Araştırma sonucunda, virüse karşı geliştirilecek aşının obezitenin önüne geçmesi umut ediliyor.

Bu demek değildir ki, aşı bulunana kadar arkamıza yaslanıp beklememiz gerekiyor. Çok beklememiz gerekebilir….En iyisi, virüse yakalanmamanın yollarını bulmak. Bunun en garantili yolu da, vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmaktan geçiyor.

Bağışıklık sistemini zayıflatan ana etkenler:

  • Stres ve uykusuzluk
  • Hareketsiz yaşam stili
  • Kirlilik (tarım ilaçları, yapay tatlandırıcı ve renklendiriciler)
  • Gereğinden fazla şeker tüketimi
  • Belli başlı ilaçlar (antidepresanlar, tansiyon ilaçları, bazı şeker hastalığı ilaçları)

Bağışıklık sistemini güçlendiren pek çok şey, aynı zamanda zayıflamaya da katkıda bulunuyor. Yani bir taşla iki kuş!

Obeziteyle savaşmanın en etkin yolu, aşıyı beklemek yerine kişisel sorumluluğu arttırmaktır. Bu da, bilinçli olarak vücudu anlamaya çalışmak ve ihtiyacı olan besin öğeleriyle onu desteklemeye çalışmakla mümkün olur. Arabanızın dönemsel yağ bakımını nasıl atlamayı riske edemezseniz, vücudunuzun ihtiyaçlarını da göz ardı etmemelisiniz. Yeni bir arabayı her zaman alabilirsiniz, ama bedeninizi hayatınızın sonuna kadar taşımak zorundasınız.

Peki ne yapmak gerekir?

Yiyecekleri ambalajlarını, özellikle “içindekiler” kısmını okumayı alışkanlık haline getirin. Üretici firmalar bu kısmı münkün olduğu kadar okunamaz hale getirseler de, en azından listenin ne kadar uzun olduğuna dikkat edin. Çok masum gibi görünen bisküvilerde bile ne kadar çok oranda telaffuzu mümkün olmayan kimyasal madde olduğunu görmek sizi şaşırtmıyorsa, ne şaşırtır bilemiyorum. Ne olduğu bilinmedik onlarca kimyasal maddenin vücudunuzda nelere yol açabileceğini düşünün arada sırada.

Hemen her şeyin içinde bulunan fruktoz şurubunun, karaciğerinizde doğrudan yağa çevrildiğini göz önünde bulundurun. Yapay tatlandırılarla desteklenmiş sözüm ona “diyet” ürünlerinin, nasıl beyninizin iştah merkezini alt üst ettiğini düşünün. Yağı azaltılmış, ama şekerle doldurulmuş ürünlerin nasıl insülin hormon seviyelerini alt üst ettiğini hatırlayın. Pek çok hazır yiyeceğe katılan MSG’ye daha gelemedik bile…MSG’nin beyin hücrelerinizi nasıl hiperaktif hale getirdiğini ve sonra da yok ettiğini gözünüzde canlandırın. Basit bir market alışverişi alacakaranlık kuşağı gibi oldu değil mi? Demekki uyanmanın ve de doğru tür besin tüketmenin zamanı geldi demektir.

Doğru beslenmenin yolu eski alışkanlıkları değiştirmeye çalışmaktan geçiyor. Örneğin;

  • Bisküvi ve çikolata “zulasını” ortadan kaldırın ve yerine meyva kuruları, kuru yemiş koyun. Ya da evde kurabiye pişirme (ve de fazlasını derin dondurucuda saklama) alışkanlığını geliştirin.
  • Salata soslarını, tavuk bulyonlarını, hazır çorbaları ve tatlıları, toz içecek karışımlarını evinize sokmayın.
  • Mutfak masasının üstünde sürekli meyva kasesi bulundurun.
  • Market alışverişine “asla ve asla” karnınız aç gitmeyin.
  • Meyvaları “öğün aralarında” tüketmeye çalışın. Yemek üstüne yediğiniz her meyva, kan şekerini daha da yüksek tutmakla kalmaz, yağ depolarınızı hatırı sayılır oranda arttırır.
  • Televizyon ya da bilgisayar ekranı karşısında yemek yeme alışkanlığını terkedin. Yemek masasına oturduğunuz sürece herşeyi yiyebileceğinizi kendinize hatırlatın.

Ama herşeyden önce, alışkanlıkların bir gecede değil, yavaş yavaş değiştirilebileceğini unutmayın. Her uzun yol, ilk adımla başlar ama ilk adım yolculuğu bitirmek için yeterli değildir. Kısa vadedeki başarılarınız için kendinizi takdir etmeyi de unutmayın!

Leave a comment

Filed under obezite

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s