Fruktozla Obezite Arasındaki İnanılmaz İlişki!

Günümüzde salgın hastalık nitelikte yaşanan obezitenin, toplumların gelir düzeylerinin artmasına bağlı olarak geliştiği uzun zamandır söylenir durur. Yani düz mantık çalıştırınca, ne kadar çok paranız varsa o kadar çok yer ve o kadar fazla kilo alırsınız. Maalesef durum hiç de öyle değil. Obezitenin en yaygın olduğu toplumların aslında en fakir toplumlar olduğunu görmek çok da zor değil. Amerika’nın ünlü bilim yazarı Garry Taubes da yazdığı best seller kitapta “What if it’s all been a big fat lie? – Ya her şey büyük, şişman bir yalandan ibaretse?” bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Eğer Hindistan ve Uzakdoğu ülkeleri gibi az gelişmiş toplumlara giderseniz, insanların alım güçlerinin çok az olmasına rağmen, o toplumlarda obezite oranının çok yüksek olduğunu görürsünüz. Demekki, sorun başka bir yerde yatıyor….

Garry Taubes’a göre, insanlar çok yedikleri için şişmalamıyorlar. İnsanlar çok yiyorlar çünkü vücutlarındaki yağ dokuları onları daha da fazla yağ depolamaya teşvik ediyor. Yani vücudunuzdaki yağ dokusu ne kadar fazla orandaysa, o kadar daha fazla yağ depolamaya meyilli olursunuz. Peki neden???

Bunun nedeni, karbonhidrat bazlı diyetlerin, özellikle yüksek miktarda fruktoz içeren beslenme şeklinin “glycerol-3-phosphate” denilen maddenin vücutta oluşmasına neden olmasıdır. Bu madde, diyet yoluyla alınan yağ moleküllerini vücudun yağ dokularına sabitler. Aynı zamanda bu tür bir diyet insülin hormon seviyelerini yükselterek, yağ dokularının enerji kaynağı olarak kullanılmasına engel olur. İnsülin hormonu vücutta “yağ depolamak” üzere çalışır.

Mısır şurubundan elde edilen ve maliyeti şekere nazaran çok daha düşük olan “yüksek fruktoz oranlı mısır şurubu” şu anda süpermarket raflarında bulabileceğiniz her şeyin içinde cirit atıyor. Tüm ambalajlanmış, poşetlenmiş ve işlenmiş ürünün içinde fruktoz bulunuyor. Amerikanın milyarlarca dolarlık yiyecek firmalarının istilasına uğrayan 3.dünya ülkelerinin fakir insanları, son derece ucuz olan bu ürünleri tüketince tabiki normalin üstünde kilo almaya başlıyorlar. Bunun üstüne bir de yüksek karbonhidratlı beslenme şeklini ekleyince, durum daha da kolay anlaşılıyor. Et, sebze ve meyva almaya gücü yetmeyen insanlar neyle beslenir?

Şu anda obezite o kadar hızla ilerleyen bir hastalık ki, sağlık uzmanları bu duruma yeni bir ad bile buldular. “Globezite”. Dünyada her 3 yetişkinden 1 ‘i fazla kilolu, her 10 yetişkinden 1 ‘i obez durumda.

Bugüne kadar bu durumun kaynağı olarak “alınan kalorinin, sarfedilen kaloriden fazla olması” gösterildi, ancak durum hiç de o kadar basit değil…

1970′ lerin başından itibaren tırmanışta olan obezite sorunu, aşağıdaki faktörlerin tümünün birleşiminden kaynaklanıyor:

  • Yüksek oranda işlenmiş besin maddesi tüketimi (özellikle fruktoz şurubu içeren)
  • Restoranlardaki porsiyon miktarının artması (buna neden olarak “rekabet” gösteriliyor. Önce müşterinin gözünü doyurmak, satışların artmasına yol açıyor)
  • Artan araba ve bilgisayar kullanımı
  • Belli başlı ilaçlar (antidepresan, hipertansiyon vs. ilaçlarının genel yan etkisi kilo alımıdır)
  • Endokrine hastalıkları (bunun başında şeker hastalığı olmak üzere pek çok hormonal düzensizlik gelir), genetik yatkınlık
  • Toplumda “normal kilo” anlayışının değişmesi (eskinin balık etli insanları bugünün normal kilolu insanları oldu)
 Bunların dışında, çok da bariz olmayan nedenlerden dolayı da obezite alıp başını yürümüş durumda. Alınan kalorilerin niteliğinin, kalori miktarından daha önemli olması gibi. Yani 1 havuçtaki kalori ile 2-3 patates cipsinin kalorisi aynıdır ama, havuçtan alacağınız vitamin ve minerallerin hiçbiri patates cipsinde bulunmaz. Vücut her gün belli miktarda vitamin ve mineralle desteklenmediği zaman, bu açığı “iştah mekanizmasını sürekli açık tutarak” kapamaya çalışır. Üstüne üstelik, yediğiniz her şeyin içinde fruktoz varsa vücudunuz sürekli yağ depolamaya programlanmış demektir.
Froktozun kendisinin sorun olduğunu söylemek yanlış olur aslında. Önemli olan, ne kadar fruktoz tükettiğiniz. Normal yollardan aldığınız fruktoz miktarı (meyvalardan), günde birkaç tane meyva yediğiniz sürece sorun yaratmaz. Ancak meyva suyu ve işlenmiş besinler yoluyla (bisküvi, kraker, tüm hazır tatlılar, ketçap, soslar, poşetlenmiş unlu mamüller vs) aldığınız “devasa” miktarlardaki fruktoz, yağ depolarınızı ciddi anlamda zenginleştirir.
Kaliforniya Üniversitesi’nin Endokrinoloji Bölümü profesörü Dr. Robert Lustig, şeker metabolizmasının şifresini çözmüş biri olarak tanınır. Dr. Lustig’ e göre;
  • Fruktoz tüketiminin tüm yükünü  karaciğer karşılar. Normal şekerin (glukoz) metabolizmasında ise karaciğer sadece % 20 oranda çalışır.
  • Başta beyin hücreleri olmak üzere, vücuttaki tüm hücreler glukozu ana enerji kaynağı olarak kullanır. Glukozun çoğu hemen enerjiye çevrilmesine rağmen, fruktoz “serbest yağ asitlerine” çevrilerek, yağ depolarında saklanır.
  • Serbest yağ asitleri şeklinde kanda dolaşan fruktoz, karaciğerde ve kas hücrelerinde  yağ damlaları şeklinde toplanarak, karaciğer hastalığı ve şeker hastalığına mekan hazırlar.
  • Fruktoz en kolay yağa çevrilen şeker türüdür. Fruktoz vücutta “glycerol-3-phosphate” e çevrilerek, direk olarak kanda yağ molekülleri şeklinde dolaşmaya başlar. Glokoz buna neden olmaz.
  • 120 kalori karşılığı glukoz tükettiğiniz zaman, 1 kaloriden daha azı yağ olarak depolanırken; 120 kalori karşılığı fruktoz tüketimi 40 kalorinin yağ olarak depolanmasına yol açar. Bu şu demek oluyor: Fruktoz yemek demek, yağ yemek demek. (Bir sonraki yemek sofrasında içtiğiniz 1 bardak kutu meyva suyunu, 1 bardak sıvıyağ olarak düşünebilirsiniz)
  • Fruktozun karaciğerde metabolizması sırasında ortaya çıkan toksin ve atık maddeler, yüksek oranda “ürik asit” oluşumuna neden olarak kan basıncını yükseltir.
  • Glukoz tüketimi, açlık hormonu olan “ghrelin” hormonunu baskı altına alması ve tokluk hormonu olan “leptin” hormonunu arttırmasına rağmen; fruktoz tüketimi bu hormonlar üzerinde hiçbir etki yaratmaz. Yani fruktoz, vücudun “iştah mekanizmasını” aktive etmez. Üstüne üstlük, fruktoz tüketimi beynin “tokluk hormonu olan leptin” le olan iletişimini sekteye uğrattığından, gereğinden fazla yemek yemeye neden olur. Yiyip yiyip de doymamanın bilimsel açıklamasıdır bu.

Lütfen….milyarlarca dolarlık diyet endüstrisinin çığırıp durduğu “yağ tüketimi şişmanlığın ana nedenidir” uydurmasına gelmeyin. Şu anda dünyada kişi başına düşen yağ tüketimi yüzyılların en düşük noktasında olmasına rağmen, diyetisyenler hala aynı hikayeyi anlatıyor. Sorunun asıl kaynağının, işlenmiş basit nitelikteki karbonhidratlı besin tüketimi ve fruktozla desteklenmiş ürünler olduğunu görmenin artık zamanı geldi.

Amerika’nın beslenme üzerine önemli yayın grubu “Journal of Nutrition” da yayınlanan araştırma sonucunda, bilim adamları bakın ne diyor:

“Yaptığımız araştırma sonucu, insan vücudunun nasıl inanılmaz bir hızda fruktozu vücutta yağa çevirdiğini ortaya koyuyor. Vücut bir kere fruktozu yağa çevirmeye başladımı, bu süreci durdurmak oldukça zor”

İşin kötü tarafı, pek çok insanın kilo vermek için tükettiği “yağı azaltılmış diyet ürünler” çok fazla miktarda fruktoz içeriyor.

Şeker tüketimi, vücuttaki yağ hücrelerinin birbirleriyle olan iletişimini sekteye uğratır.

Vücuttan arındırılmaları yönündeki yaygın kanının tersine, yağ hücreleri vücudun aktif ve akıllı bir parçasıdırlar. Yağ hücreleri beyni etkileyen hormonların üretiminde, bağışıklık sistemi, üreme sistemi ve karaciğerin sağlıklı işlevinde son derece önemlidirler.

Daha da ötesi, yağ hücreleri salgıladıkları hormonlar sayesinde vücuda ne kadar besin tüketmesi ve ne kadar yağı enerjiye çevirmesi yönünde talimat verirler. Bunların tümü, sadece tek bir şart altında gerçekleşir. “Eğer yağ hücreleri birbirleriyle etkin bir şekilde haberleşebilirlerse”…!

Şeker metabolizması nasıl çalışır?

Yüksek oranda şeker ve karbonhidrat içeren besin tükettiğinizde, enerji fazlası şeker molekülleri yağa çevrilir. Bu da, yağ hücrelerinin “leptin” hormonu salgılamasına neden olur. Leptin hormonu, yemek yemeye son vermesi yönünde beyne sinyal göndermeye başlar. Eğer zaman içinde, beyniniz gereğinden fazla leptin hormonuna maruz kalırsa (sürekli şeker ve karbonhidrat yemek nedeniyle), vücut hücreleri leptin hormonuna olan hassasiyetlerini kaybetmeye başlarlar. Bu tıpkı, şeker hastalığında görülen, vücut hücrelerinin insülin hormonuna direnç göstermesi gibidir. Zamanla aynı miktarda etkiyi yaratmak için daha fazla hormon salgılanması gerekir. Sonuç….vücut hücreleri pes ederek, hormon sinyalini gözardı ederler.

Vücut bir kere leptin hormonuna direnç göstermeye başlayınca, artık “yemek yemeyi durdurma” sinyali işlemez olur. Bu da gereğinden fazla yemeye ve de yağ depolamaya yol açar. Özellikle karın bölgesinde toplanan yağ depoları, pek çok kronik hastalığın ana nedenidir.

Bu zinciri kırmak için ne yapmak gerekir?

İdeal ortamda, diyetten tüm şekeri çıkarmak gerekir. Ancak bu dünyada hemen hiçbir şeyin “ideal” olamayacağını (en azından uzun vadede) düşünürsek, yapılacak en akıllıca şey fruktoz tüketimini ciddi bir şekilde sınırlamak. Bunu yapmanın en kolay yolu “yüksek fruktoz oranlı mısır şurubuyla” yapılmış tüm meyva suları ve içecekleri diyetten çıkarmaktır. Eğer yapay tatlandırıcıyla tatlandırılmış “sıfır kalorili” içeceklere saldırmayı düşünüyorsanız, boşuna uğraşmayın derim. Çünkü yapay tatlandırıcıların beynin “iştah kontrol mekanizmasını” etkisiz hale getirdiğini uzun yıllardır tüm bilim camiası biliyor. Yani yapay tatlandırıların fruktozdan farkı yok. Sadece farklı bir mekanizma altında vücutta aynı sonucu yaratıyorlar.

Fruktozla tatlandırılmış meyva sularını (bu da şu anda market raflarında bulunan TÜM meyva suları demektir) terkettikten sonra; tükettiğiniz ketçap, hazır çorba, salata sosu, tüm kahvaltı gevrekleri, poşetlenmiş ekmek ve krakerleri de terk etmeniz gerekir. Çünkü bu ürünler de fruktoz içerir.

Uzun sözün kısası, içinden çıkmanın mümkün olmadığı fruktoz labirentinin içinden ancak ve ancak doğal, işlenmemiş, pakete girmemiş besinler tüketerek çıkılır. Bu da insanoğlunun şu anda içinde olduğu durumu anlatmıyor mu zaten? Ne zaman doğal yöntemlerle beslenmeyi terkettik, o zaman balon gibi şişmeye başladık!

Leave a comment

Filed under obezite, şeker ve fruktoz

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s