Açlık ve Tokluk Hormonları

Rejimden sonra hemen geri aldığınız kilolarınız için “açlık ve tokluk” hormonlarınızı suçlayabilirsiniz!

İştahımızı kontrol eden hormonlardan biri olan “ghrelin” hormonu mide tarafından salgılanır ve beyine yemek yeme zamanı geldiğini hatırlatır.

Yağ hücreleri tarafından salgılanan “leptin” hormonu ise yemek yemenin sona ermesi için beyine sinyal verir. Bu iki hormona, vücudun iştahı “açma-kapama”düğmeleri demek yanlış olmaz.

“Ghrelin” hormonu, her yarım saatte bir beyine “yemek yemeye başla” sinyali verir. Aç olduğumuzda ya da rejim yaptığımızda, bu sinyalin şiddeti önemli oranda artar. Eninde sonunda pes eder ve yemek yemeye başlarız.

Leptin hormonu ise tam tersine çalışarak, beyine yemek yemeye son vermesi yönünde sinyal verir. Ancak bu sinyal, açlık sinyali kadar şiddetli çalışmadığı için çoğunlukla beyin tarafından gözardı edilir. Çocukluk çağından beri kafamıza kazınan “tabağındakini bitirme” alışkanlığı ve de yemek sonrası tatlı yeme alışkanlığı nedeniyle, bu hormonu gözardı etmek yüzünden leptin hormonuna karşı olan hassasiyetimizi yitiririz.

Rejim yoluyla kalorileri azaltmak ise, açlık hormonunu güçlendirirken, tokluk hormonunu daha pasif hale getirir. Çünkü vücut eski dengelerine ulaşmaya çalışır.

Bazı insanlar, doğuştan leptin hormonunu az salgılar halde dünyaya gelirler. Yani bu insanlar yeterli yemek yemelerine rağmen, tokluk hormonu olan leptin’i az salgıladıkları için çocukluktan itibaren obez olmaya yatkınlık gösterirler. Yapılan araştırmalar, bu tür insanların dışardan leptin hormonuyla desteklendiklerinde normal kiloya döndüklerini gösterdi. Ancak bu demek değildir ki tüm obez insanları leptin hormonu enjekte ederek zayıflatabiliriz! İnsanlar üzerinde yapılan deneyler gösteriyor ki, obez insanların çok büyük bir kısmı gerçekte gereğinden fazla leptin hormonu üretiyor. Bu tür insanlardaki temel sorun, leptin eksikliğinden ziyade, vücut hücrelerinin leptin hormonuna direnç göstermesi. Bu durum tıpta “leptin rezistansı” olarak adlandırılıyor. Eğer hayatınız boyunca hep fazla kilolarınızla savaş verdiniz, verdiğiniz her kiloyu fazlasıyla geri aldıysanız, büyük ihtimalle “leptin rezistansı” oluşturdunuz demektir.

Leptin hormonu obezite sorununun yanısıra kalp hastalığı, şeker hastalığı, kemik erimesi, bağışıklık sistemi hastalıkları, üreme sistemi hastalıkları ve erken yaşlanmanın ortaya çıkmasıyla da yakından ilintilidir. Kontrol altına alınamayan leptin hormonu seviyeleri, vücutta enflamasyon öncesi biyo-kimyasal maddelerin üretilmesine neden olarak yukarıda saydığım kronik hastalıklara zemin hazırlar. Aslında leptin hormonu kalp sağlığı için kolesterol seviyelerinden daha önemlidir ancak pek çok hekim ya bunu bilmez ya da gözardı eder. Bunun nedeni büyük ihtimalle, leptin rezistansını ortadan kaldıracak bir ilacın henüz piyasaya sürülmemiş olması.

Henüz eczane raflarında leptin sorununu çözecek bir ilaç olmayabilir ama, ilaçtan daha etkili ve de tamamen doğal bir çözüm var!!! Omega-3 yağları ve zeytinyağı ağırlıklı beslenme şekli.

Leptin rezistansına neden olan besinler karbonhidrat içeren besinlerdir, yani ekmek-makarna-mantı-şeker-nişastalı besinler. Bu tür yiyecekler leptin rezistansına yol açmanın yanısıra, insülin rezistansına da neden olurlar. “İyi yağlar” dediğimiz Omega-3 ve zeytinyağında bulunan monounsaturated yağlar ise leptin rezistansını kırarak, vücut hücrelerinin “tokluk hormonu” olan leptin’e tekrar hassasiyet oluşturmasına neden olurlar. Bu da, yeterli kaloriyi alınca yemek yemeyi bırakmamız demektir.

2008 yılında Amerikan Journal of Physiology’de yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ağırlıklı olarak fruktozla (meyve şekeri) beslenen fareler hızla leptin rezistansı geliştirdiler.  Bunun nedeninin, bu tür şekerlerin leptin hormonunun beyinle olan bağlantısını bozması olduğu anlaşıldı.  Yani kişi yeterli oranda leptin hormonu üretse bile, bunun çok azı beyne ulaşabiliyor. Bu da günümüzde fruktoz şurubu katılan içecek ve yiyeceklerle beslenen çocukların neden ileri yaşlarda obezite sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıklıyor.

Leptin seviyelerini arttırmanın diğer yolu da “uyumak”.  Yapılan araştırma sonuçları gösteriyor ki, 6 saat ve altında uyumak vücutta leptin hormonu seviyelerini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda karbonhidratlı besinlere karşı olan iştahı da arttırıyor. Bunu kırmak için de, sabah kahvaltısının mutlaka protein ağırlıklı olması öneriliyor. Çünkü proteinli besinler çok daha uzun süre tokluk yaratıyor.

Leave a comment

Filed under hormonlar, obezite

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s